Boşanma Süresince Yaşanan Evreler

Boşanma bir çok insan için ölüme yakın bir kayıp olduğundan dolayı, insanların ölüm karşısında yaşadıklarıyla oldukça paralel süreçler yaşaması şaşırtıcı değildir.  Kubler-Ross (1969) yas tutmakla ilgili 5 aşamalı modeli bilinen en iyi teorik yapıdır.  Bu klasik modeli bilinen en iyi teorik yapıdır. Bu klasik model boşanan çiftlerde çeşitli derecelerde gözlenebilir: Göz ardı etmek, Öfke, Pazarlık, Depresyon ve Kabullenme.
Her bireyin aynı sıra ile tüm 5 aşamayı yaşadığını düşünmek yanlış olur. Ya da her aşamanın düzenli bir şekilde yaşanacağı beklenmemelidir. Bireyler bazı aşamaları aynı anda yaşayabilir, bazen yaşadıkları evrelere geri dönebilirler, bir gün depresyondayken ertesi gün öfke ya da inkar yaşayabilirler.  Fakat bu beş aşama çoğu boşanma sürecinde bir şekilde yaşanmaktadır. Bir aşama kişiye bağlı olarak bazen günler, haftalar, hatta aylarca sürebilir.  Her bir aşama çok önemli bir duygusal amaca hitap eder ve kaçırılmaması gerekir.

Göz Ardı Etmek (Denial): Bu duygu hali neredeyse her sorunlu ilişkide ortaya çıkmaktadır.  Bazen yıllarca sürebilen bu evrede çift bitmiş bir ilişkiyi sürdürmeye devam edebilir.  Tüm yapılması gerekenleri yaparlar ve yüzeysel olarak sanki her şey yolundaymış gibi davranırlar.  Danışan gelip “Bunun olacağını hiç anlamadım.  Daha fazla çalışmaya başladığını farketmiştim ama bir şeylerin yanlış olduğunu hiç söylemedi” diyebilir.  Fakat dikkatle bakılırsa, işaretlerin orda olduğunu görmek çok zor değildir.

Boşanma konusu ortaya atıldıktan sonra hiç kimsenin konuya değinmediği bir süre olur, sanki evlilikteki problemlerin kendi kendine çözülmesi beklenir.  Şüphe duymayan taraf birden boşanma ihtimali ile karşı karşıya kaldığında genelde durumun ciddiyetinin bilinçli olarak algılanmadığı bir uyum sağlama süreci geçer.

Göz ardı etmenin faydalı bir amaca hizmet ettiğini unutmamak gerekir.  Gerçekte aşırı derecede negatif bir haber karşısında kişinin dağılmasını engelleyen bir koruma yöntemidir. Göz ardı etmek, çiftin travmatik olaylara karşı sessizce kendilerini hazırlayabilmelerine yardım eder.  Adeta beynin “şimdilik ayakta kalayım, sonra krizimi yaşarım” demesidir.

Öfke: Bu evre adeta insanın yumruğunu dünyaya sallaması gibidir.  “Bu niye benim başıma geliyor?”.  Göz ardı etme süreci bittikten sonra, öfkeli yüzleşmeler yaşanmaya başlanır.  Suçlama, hiddet ve kırgınlık yoğun olarak hissedilir.  Öfke daha çok eşe yöneliktir ve bir süreliğine eş düşman haline gelir.

Öfke genelde eşlerden birinin kendini diğerinden duygusal olarak uzaklaştırabilmesi için gereklidir.  İnsanların gerekli ama çok zor adımları “ör. Evden ayrılmak, boşanma evraklarını doldurmak gibi” atmasına yardım eder.  Öfke ile oluşturulan enerji olmadan bu adımlar asla atılamayabilir.  Fakat terapistler danışanların öfke enerjisini nasıl faydalı bir harekete dönüştürecekleri ve yolun sonunda negatif bir sonuç olmaması konusunda etkili olabilirler.

Pazarlık (bargaining): Fiziksel bir ölüm ile karşılaştığında insanlar yaşama karşı gibi hissederler.  “Ör. Bir daha asla belli bir davranışı yapmayacaklarını, asla bir konuyu ihmal etmeyeceklerini” söyleyerek çok zor durumlarla baş etmeye çalışırlar.  Aynı şekilde boşanan çiftler birbirleriyle pazarlık yaparlar.  Pek çok çift son dakika değişimleriyle evliliklerini kurtarmaya çalışır.  Ör. Eşlerden biri daha fazla cinsel olmaya başlayabilir, daha fazla ilgili olabilir, hediyeler alabilir.  Biri yalvarabilir, öbürü taleplerde bulunabilir.  Kilo kaybederek, daha çok iş yaparak, daha sıcak davranarak, eski yasakları kaldırarak çözüm bulmaya çalışırlar.  Bazen pazarlık kısa sürelide olsa işe yarayabilir.  Çift evliliğe bir şans daha vermeye karar verir.  Bazen bu işe yarar.  Pazarlık psikolojik olarak önemlidir, çünkü bazı insanlar için evlilikte neyin yanlış gittiğini bulmak ve düzeltmek için sorumluluk almanın ilk işaretidir.  Ayrıca “ne olursa olsun elimden geleni yaptım” hissini yaratır.

Depresyon: Bütün pazarlık yolları tüketildikten sonra ilişkinin gerçek durumu ortaya çıkar “evliliğim bitti, boşanıyorum, bu gerçek!”  düşünceleri ile birlikte depresyon başlar.  Yaşam ümitsiz ve anlamsız gelir, bir daha asla mutlu olmayacağı hissi oluşur.  Danışanlar boşanmanın en azından belli bir döneminde öfke ve depresyon arasında gidip gelebilirler.  İntikam almak için hareket etmek (ör: agresif bir avukat tutmak, yakın çevreye şikayet etmek, suçlamak) depresyonun etkilerini en azından geçici olarak azaltabilir.

Boşanma sırasında belli bir süre depresyon, mutsuzluk yaşamak normaldir ve faydalıdır.  Bitiş hissinin kesinleşmesine yardım eder.  Ayrıca enerjinin dramatik bir şekilde düşmesine ve böylece bir noktadan sonra insanların yeni bir yaşama doğru hareket etmek için motive olmasına yardım eder.

Kabullenmek: Kabullenme, eşe duyulan bağlılık sonunda bittiğinde gerçekleşir.  İlişki ne kadar yoğun duygularla yaşanmışsa, kabullenme noktasına gelmek o kadar zor olur.  Fakat kişi isteksizce terkedilen taraf bile olsa, bir an gelir ve bir sabah uyandığında artık yaşama farklı şekilde devam etmenin zamanı geldiğini farkeder.  Kişi geçmişi bırakır.  Artık eski eşe dair güçlü bir bağ yoktur, ya da evliliğe dair hayaller, fantaziler, rüyalar ya da ilüzyon kalmamıştır.  Eşten ayrılmak ilişkinin enerjisinin gitmesine izin vererek bir anlamda affetmekle ilgilidir.  Diğer bir deyişle kişi öfkesini, hiddetini ve kırgınlığını bir tarafa bırakır ve böylece diğer eşe daha saygılı bir şekilde yaklaşmaya başlayabilir.

Evliliğin dinamiklerinden ve ideallerinden kopmak eşin kendisinden ayrılmaktan çok daha uzun zaman alabilir.  Bunu başarabilmek için, dışarda ideal bir prens ya da prenses ya da anne yedeği olmadığını anlamak gerekir.  Elbetteki pek çok insan ayrışmak için gereken temel adımların hepsini gerçekleştirmezler.  Ör. Bir çok kişi ayrılır ayrılmaz hemen yeni bir sevgili bularak bir önceki ilişkide yaşanan aynı sağlıksız kalıpları tekrarlamaya başlarlar.  Bazı kişiler bir terapist ile çalışarak gerçek dışı ideallerin bitişini kabul etmeyi ve hayatına daha olgunlaşmış olarak devam etmeyi başarabilir.

Kabullenme boşanma gerçeğine ve kişisel hatalara içtenlikle teslim olmak anlamına gelir.  Bu türden sağlıklı bir teslimiyet gerçeleştikten sonra yaşam çok daha zengin ve imkanlarla dolu bir yer olarak görünmeye başlar ve insanlar hayatlarına daha taze bir bakış ile yeniden devam edebileceklerini hissederler ve daha enerjik olurlar.

Kayıp ve yas tutmakla ilgili bir diğer önemli model John Bowlby (1980) tarafından önerilmiştir.  Bu modeled Kubler-Ross modeli ile benzeşen pek çok ortak nokta vardır.  Tekrar hatırlatmak gerekirse bu modellerin hiç birinde aşamalar net çizgilerle belirli değildir.  Daha çok içsel gelişmeyi ve değişimi gösteren genel bir teoridir.  Bu modelin evreleri ise şu başlıklarla sıralanır:  Uyuşmak, istemek, aramak, dağılmak, mutsuzluk ve yeniden toparlanmak.

Uyuşmak: Kubler-Ross’un Göz Ardı Etmek evresine benzer.  Birey boşanmanın yarattığı dalgalar karşısında donup kalır ve “Bu Gerçek Olamaz” hissi içinde bir dönem geçirir.  Kişi hayatını normal bir şekilde yaşamaya devam edebilir, fakat yüzeyin-görüntünün altında büyük bir gerginlik ve endişe vardır.  Bazı boşanmalar, bazı ölümler gibi nerden geldiği belli olmaz.  Taraflardan biri eşinin çıkıp “ben başkasına aşık oldum, boşanmak istiyorum” diyene kadar herşeyin yolunda olduğunu düşünebilir.  Buna karşılık bazı boşanmalar ise sürpriz değildir.  Genelde ne kadar sürpriz ise, bu evre o kadar yoğun olur.

İstemek ve Aramak: Ayrılık fikri artık açığa çıktığında ve kabullenildiğinde yoğun bir özlem ve mutsuzluk süreci başlar.  Boşanma sürecinde danışanlar ümitsizce ilişkinin yeniden düzeleceğine dair işaretler aramaya başlayabilirler.  Eski eşi hala yaşamlarının içindeymiş gibi davranabilirler.  Bu evre genelde aramanın sonuçsuz kalmasından dolayı, belirgin öfke, suçlama ve hayalkırıklığı ile kendini gösterir.  Kubler-Ross modelinde öfke ve pazarlık sürecine benzer.

Dağılma ve Mutsuzluk: Bowlby, ancak bir önceki evrenin acısını çektikten sonra bireylerin gerçeği ve kayıplarını yavaş yavaş kabul etmeye başlayacaklarını ve yaşamlarının yeni bir şekle bürünmesi gerektiğini anlayabileceklerini belirtir.  Ancak bu dönemde eski davranış kalıplarının artık işe yaramadığını ve dolayısıyla değiştirimesi gerektiğini farkedebilirler.  Ve bireyler tam olarak bunu yaparlar, yani eski hayatı, eski kimliği bırakırlar.  Danışanlar yeni ve tanıdık olmayan rolleri üstlendikçe ve eski duyguları, davranışları geride bıraktıkça, geçmiş yaşamlarının belkide hiç bir parçasının kurtarılamayacağı hissi yerleşmeye başlar. “Yaşamım bu zamana kadar boşa mı geçti?” düşüncesiyle yüzleşirler.  Bu evre Kubler-Ross modelinde depresyon sürecine benzer.

Yeniden Toparlanmak: Bu son evrede kişi eski hayatın külleri üzerine yeni bir yaşam kurmaya başlar.  Bir önceki evrede yaşanan kaos yeni bir düzen içinde şekillenir.  Durum ve kişilik yeniden tanımlanır.  Bu yeniden düzenleme ve şekillenme ile genelde olayların geri dönülmez olduğu gerçeği de farkedilir.  Bu evre Kubler-Ross modelinde kabullenme evresine benzemektedir.

Bütün teoristler basamaklı evreler şeklinde düşünmezler, çünkü bu tür modeler bir sıra takip eder.  Her ne kadar Bowlby ve Kubler-Ross evrelerin kendi içinde yer değiştireceğini vurgulasa bile hala bir düzen ve kronolojik bir gelişim hissi mevcuttur.  Bunun sebebi birazda bu modellerin biyolojik ölüm ile benzetilmeye çalışıldığı içindir.  Ölüm kesindir, değiştirilemez, boşanma ise aynı kesinliği ve sonu hissettirmez.  Dolayısıyla çok uzak bir ihtimal dahi olsa eşlerin yeniden bir araya gelebileceği ihtimali vardır.  Ayrıca eski eş ile devam eden görüşmeler kaybetme sürecinin değişik evrelerini yeniden harekete geçirebilir.  Dolayısıyla insanların boşanmaya alışmaları ölüme alışmalarından çok daha zor ve duygusal bir karmaşa içinde yaşanır.

Terapistlerin yaptığı en büyük hatalardan biri süreç içindeki bir parçaya ait olan desteği başka bir yerde vermektir.  Ör.  Eğer danışan Göz Ardı Etme durumu içindeyse o zaman terapistin görevi, danışanın gerçekleri daha iyi görmesine yardım etmek olmalıdır.  Kişi henüz evliliğinde bir sorun olmadığına inanırken, eşi ile daha direk olması ya da olası bir hareket planını konuşmaya çalışmak faydasız hatta zararlı olacaktır.  Henüz daha bir sorun olduğunu bile kabul etmemişken, danışanı hareket etmeye yönlendirmek bir baskı gibi hissedilecektir.  Bu durumda terapistin dikkatini, danışanın problemin farkına varmasına ve içsel gücünün geliştirilmesine yoğunlaşmalıdır.    Aynı şekilde eğer danışan öfke evresindeyse ve duygularını nasıl idare edeceğini bilmiyorsa, durumu kabullenmesi için çaba sarfetmek yanlış bir strateji olacaktır.  Böyle bir durumda danışanın gerçek ihtiyacı öfkesini idare etmesi ve böylece etkili ve faydalı davranışları yapabilecek duruma gelmesine yardım etmektir.

Sürecin her parçasının bir fonksiyonu vardır, ama her birinin yeterli bir zaman içinde bir sonraki evreye geçmesine izin vermesi gerekir.  Bunun anlamı terapistlerin tek taraflı bir destek ile sürecin her hangi bir aşamasında derinleşmesine ya da uzun süre kalmasına izin vermemesidir.  Terapistin görevi hareket edilmesine yardım etmektir.  Fakat terapist başka bir ajandaya sahipse yardım süreci karmaşıklaşır.  Ör: Şiddet gören kadınlar için kurulmuş bir klinik yürüten ve genelde şiddete uğramış kadınlarla çalışan birisi için Pazarlık evresini kabul etmek çok zor olabilir.  Aynı şekilde savaşa giren avukatlar ve danışanın tarafını tutan terapistler, arkadaşlar, aile bireyleri devreye girdiğinde, anlaşmazlıkları alevlendirerek, öfke evresinin gerektiğinden daha uzun süre devam etmesine yol açabilirler.

Herkes Süreçlerde Farklı Yerlerdedir

Ailedeki herkes duygusal süreçleri farklı zamanlarda ve farklı şekillerde yaşarlar.  Bu gün ailedeki bir üye için duygusal olarak doğru olan başka bir üye için doğru olmayabilir.  Bu gerçeğin farkına varılması ve tüm ailenin farketmesine yardım edilmelidir.

Çoğunlukla anlaşmazlıklar, taraflardan birinin egomerkezli düşünce şekli içinde diğerinin farklı bir evrede olduğunu göremiyor olmasından dolayı şiddetlenir.  Boşanmayı isteyen genelde uzun zamandır bunu düşünen taraf olur.  Kişi muhtemelen bütün yas tutma evrelerini aşmıştır ve yeni bir hayata geçmeye hazırdır.  Fakat diğer eşin şimdi kendi uzun “Göz Ardı Etme ve Yas” tutma evresini yaşaması gerekir.  Bu durumda henüz öfke içinde olan birisi ile pazarlık yapmaya çalışmak problemler yaratır.

Çocukların alışma süreci daha uzun zaman alır ve hassasiyetle, saygı ile içgörü ile ele alınmalıdır.  Bazı boşanma vakalarında ebeveynler çocuklara söylemeye karar vermeden önce boşanmayı çok uzun zamandır (haftalarca, aylarca hatta yıllarca) konuşuyor olabilirler.  Çocuklara bir kere söyledikten sonra, ebeveynler hemen harekete geçmeye başlarlar.  Ör. Ebeveynlerden biri ya da ikiside başka bir yere taşınırlar.  Ama çocuklar buna henüz hazır değildirler.  Bu fikre alışmak için çok az ya da hiç zamanları olmamıştır.  Ebeveynler yeni yaşam koşulları oluştuktan haftalar ya da aylar sonra çocukların öfkesinin devreye girmesine anlam veremezler.  Bunun nedeni çocukların yeni duruma alışmak için yeterince zamanlarının olmamasıdır.

Bazı olaylar daha önceki erken evreleri harekete geçiren tetikleyici gibi çalışabilir.  Ör. Eski eş yeni birisi ile çıkmaya başladığında ya da velayet davası açıldığında duyguların alevlenmesi ve belli bir süre regres etmesi ihtimali çok yüksektir ve beklenen bir durumdur.  Önceden beklemek ve gerilemeleri normalleştirmek bu süreçlerin daha kısa ve daha az acılı geçmesini sağlar.

Terapistler danışanların, her aile bireyinin alışmak için zamana ihtiyaç duyduğunu ve bu alışma sürecinin herkes için farklı olduğunu anlamaları için yardım etmelidir.  Sabır ve empati göstermeleri için cesaretlendirmelidirler.  Ayrıca ebeveynleri duygusal durumlar ve evreler hakkında eğitmeli ve çocuklarınında bu evreleri geçireceğini anlamaları için çalışmalıdırlar.  Bu ebeveynlerin çocuklarının duygularını ve davranışlarını daha iyi anlamalarına yardım eder.  Kriz içindeki bir aile, nötr bir uzmanın diğer aile üyelerine neler olduğunu anlamalarına yardım etmesinden büyük fayda sağlayacaktır.

About Çiğdem Alper

2003 yılında Londra Metropolitan Üniversitesi’nde Psikoloji Lisans eğitimini, 2007 yılında California Institute of Integral Studies’de master eğitimini tamamladı. Sistemik Aile Terapisi, Çift Terapisi, Bireysel Terapi, Grup terapisi ve Kısa Aile Terapisi alanlarında eğitim aldı. Kaliforniya’da MRI (Mental Research Institute), HAPS (Haight Ashbury Psychological Services) ve CHD (Center for Healthy Development) kliniklerinde ve Istanbulda Psikomed’de psikoterapist olarak görev yaptı. 2009 yılından beri Istanbul’da Iliişki Psikoterapileri Enstitüsü’nde Çift ve Aile Terapisi Eğitim Programında eğitmen ve süpervizör olarak çalışmaktadır. IFTA (Uluslararası Aile Terapileri Derneği) ve EFTA (Avrupa Aile Terapileri Derneği) üyesidir. Aynı zamanda Çift ve Aile Terapileri Dernegi’nin (CATED) kurucu üyelerindendir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *